Yıllarca nasıl bir dünya içerisinde, nasıl bir hayal aleminde olduğunu bilmeden yaşıyorsun. Bir gün geliyor gündelik hayatını olağan halinden var gücüyle çıkartıyor. Suratına yumruğu yemen bir yana bir de bilmediğin karanlıklarda ilk başta yanında en yakınların olduğunu zannederken gün be gün yapayalnız yürümek zorunda olduğunu anlıyorsun. Geriye dönüp baktığında ise; aslında her zaman yalnız olduğunu anlıyorsun.
Bilincim artık annem ve onun ölümüyle ilgili, onun ardından çektiğim yalnızlıkla ilgili yazılar yazmaktan sıkıldığına yakınırken, bir şekilde ellerim hep bunu yazıyor. Kendimi durduramıyorum. Demek ki; içimden bir türlü atamıyorum. Yıllar geçiyor, gördüğüm terapiler, içtiğim ilaçlar, ağladığım dakikalar, yakarışlarım, susmalarım neye yarıyor, beni nereye vardırıyor diye bakıyorum. Ve hala yalnızlığımı yazıyorum. Bazen isyanlarla dolu yazılar, bazen hasretle kaplı, bazense gözyaşlarından okunurken anlaşılamayacak kadar tutarsız şeyler.
Yas diyorlar, basamak basamak biter. Benimki neden bitmiyor? Neden bir türlü ona veda edip, yalnızlığımı kabul edemiyor ve neden hayata devam edemiyorum. Bir türlü anlamıyorum. İçimde beni kabul etmekten alıkoyan ne? Ondan sonra gelecek karanlık yolu tanımamam mı? Eğer şimdiye kadar kendimi bu yola bırakmış olsam zaten ya çoktan yolumu bulmuş, ucunda ışık görmüş veya o yolda açlıktan susuzluktan ölüp gitmiştim. Ama ne bitiyorum ne devam edebiliyorum. Yıllar önce kendimi bildiğim aynı yerdeyim. Hala yalnızım.
Aile bağlarımı sorguluyorum. Geri kalan aile fertlerimi, onlarla olan ilişkilerimi. Gün geçtikçe silikleşiyor. Sürekli aynı yere bakmaktan benim mi gözlerim bulanıklaşıyor yoksa gerçekten o bağlar yok mu oluyor? Ben mi yok ediyorum yoksa tüm doğallığıyla onlar mı yok oluyor? Bu bağların yok olması bugün bana acı veriyor hatta o bağlarla benim hayata olan bağım yok oluyor gibi hissediyorum ama acaba o bağları hiç mi sıkı bağlamadım ben? Bence bu doğru olamaz çünkü kendi tutunduğum şeyi inkar etmeye girer ki benim gerçekten canım acıyor.
Hayattaki yerimi sorgulayıp duruyorum. Ben kimim? Kimdim? Neden var olduğum yerdeyim? Yoksa bir yerde değilim de kendimi bir yerlere varmış mı görüyorum? Kimileri bana çok değerli olduğumu söylüyor ama ben bir türlü bu değeri hissedemiyorum. Neden seviliyorum? Neden? Merak ediliyorum! Neden isteniyorum? Bunların hiç birine anlam veremiyorum. Ama hala hayatta kalmaya devam ediyorum. Sadece onlar istiyorlar diye ve anlayamadığım bir şekilde de devam edeceğim diye hissediyorum. Evet güçlü yönlerim olabilir, hatta insanlara karşı iyi davranışlarımdan dolayı sevilebilirim ama bu beni var etmiyor bir şekilde. Beni ben neden yapamıyor bir türlü çözemiyorum. Kendime doğru soruları soramıyorum ama yıllardır da doğru soruyu soramadığıma göre doğru sorunun varlığından da şüphe ediyorum artık. Bence yıllardır sorduğum soruların içinde anlamlı anlamsız her yöne giden soru vardı. Bir çoğuna da kendimce cevap buldum. Bana anlamlı geldikleri için bazılarını hayatıma kattım onlarla devam ettim, bazılarına ise bir türlü aklıma yatan içime sinen cevaplar bulamıyorum. Beni neden seviyorlar? Sanki bu sorunun cevabını kendi içimde bulduğum zaman buna inanacağım. Başkaları söylediği için değil de kendim anladığım için bu anlamlı olacak ve sanki kendimle barışabileceğim. Olmuyor bir türlü. Kendime kendi anlamımı katamıyorum. Bu hayatta niçin varım?
Bu sürekli kendini tekrarlayan ve bulduğu veya içine sinmeyen cevaplardan çıkarttığım güvensizliğim nereden geliyor? Hatta nereye gidiyor? Bunca güvensizlikle ne kadar daha ayakta kalabilirim? Güvensizliğin kaynağı nerede ve onu kurutabilir miyim? Hiç bilmiyorum. Bulamıyorum.
Aklıma gelenlerle hep geriye dönüyor olduğumu görüyorum. Hep çocukluğumda arıyorum cevapları. Evet oralarda çok fazla bilgi var. Bir türlü onları çözemiyorum. Daha doğrusu bir duygunun nereden kaynaklandığına kadar inebiliyorum bazen ama onu bulduktan sonra aynı annemi yolcu edemediğim, onunla bir türlü vedalaşmayı kabul edemediğim gibi bu duygularla da vedalaşamıyorum. Çocukken sevildiğimi hissetmedim, şimdi insanların beni neden sevdiklerini neden değer verdiğini anlayamıyorum. Çünkü zihnim çocukluğumda ve “salak” sözü hep kulaklarımda çınlıyor. Ama bunu aşmış olmam gerekiyor. Annemin veya abimin bana bunu söylerken beni gerçekten salak buldukları için söylediklerine inanmıyorum. İnanmak istemiyorum. Peki neden hala kendime kızdığım zaman kendi kendime “salak” olduğumu söylüyorum ve bunu hak ettiğime inanıyorum ve en kötüsü de neden bundan vazgeçemiyorum. “salak” sözüyle bir türlü vedalaşamıyorum! Onunla vedalaşamadıkça çocukken bu söz bana söylendiği zaman hissettiklerimle de halleşemiyorum. Üstelik aynı çocukluğumda olduğu gibi “eğer bunu onlar bana uygun gördülerse ben gerçekten de salağım” demeye devam ediyorum. Ama bir türlü bu konuda istem dışı yapılmış hataları affedemiyorum. Neden annemin beni kucaklayıp, öpüp koklamalarını hatırlayamıyorum da onu öpmek istediğim zaman “şımarma” deyişlerini hatırlıyorum. Affedemediğim nedir? Şu an olmak istediğim ben olamadığım için suçlayacak birilerini mi arıyorum? Bu daha mı kolay geliyor, bir şeylerden mi kaçıyorum yoksa gerçekten bu hisleri bir kenara atmayı başarırsam bundan sonra gelecek olan farklı yaşamdan mı korkuyorum?
İçimde bir türlü çözemediğim sorular varken, hergün daha da yalnızlaşıyorum. İşte bunu ben yapıyorum. Çünkü kendimi bulmadan, insanların aklımı karıştırması daha da ağır geliyor. Yalnız kalmam kendimi çözmem lazım diye düşünüyorum. En büyük anlayışı arkadaşlarım gösterirken; gün geçtikçe hafızasını yitirmekte olan babamdan ve kendi ailesi ile mali konulara boğulan abimden birden çok adımla uzaklaşıyorum. Bunu ben yapıyorum çünkü onlarla bağ kuramıyorum. Göbekbağım hiç olmamış gibi hissediyorum. Bir zamanlar gönlümde bir abim vardı; artık sadece kardeşi olduğum için mecburiyetten konuşmak zorunda olduğunu hissediyorum. Onun sırtında bir kamburum diye düşünüyorum. Ben olmasam onun hayatı daha kolay olurdu veya bir kaç yıl daha geçtiğinde ben olmasam da hayatında bir değişiklik olmaz diyeceğim bir ilişkiye doğru gidiyor. Babamsa ya beni yıllar içinde hatırlamayacak ya da o da ölüp gidecek.
Acaba ölüm korkusu veya yalnızlık korkusu mu bu girdabın içine sürüklüyor beni? Öyle olup olmadığını nasıl tespit edebileceğim? Çıkan sonuçları nasıl çözüme ulaştıracağım? Tabii bir çözümleri varsa!
Gün geçtikçe yalnızlaşıyorum. Bunu ben istiyorum. Bunu ben yapıyorum. Canım acımıyor mu? Her gün bir adım daha ölüme yaklaşıyorum ve canım çok yanıyor. Ama bu acıyla yaşamak sanki benim kaderim diye düşünüyorum. Kaderimi de ben yazıyorum. Kendimi bütün olarak affedemiyorum. Ne geçmişimi ne bugünümü ne de yarın olacağım kişiyi bir türlü affedemiyorum. Yetmiyor, yettiremiyorum...