Herşey yolunda gider bazen hayatta. Güvenli bir ailede doğar büyürsünüz, keyifli arkadaşlıklarınız, iyi bir eğitim ardından rahat bir iş hatta mutlu bir ilişki içinde akıp gider hayatınız. Elbet iyi kötü günler de vardır bunun içinde, iniş çıkışlar vardır ama yine de genel olarak minnet duyulacak bir hayatınız olabilir. Eskilerin dediği gibi kör değil, topal değil, aç değil açık olmayabilirsiniz. Her gününüze şükrederek yaşıyorsunuzdur belki. Mutluluk da bu olsa gerek diyerek.
Anlayamadığınız bir anda kendinizi kötü hissetmeye başladığınız olur. Bir gün sanki dünya tersine dönmeye başlamıştır. Oysa görünürde hiç bir şey yoktur. Hayatın olağan kötülükleri, herkesin başına gelen olaylar sizin de başınıza gelmiş ama siz nedense daha fazla üzülür daha fazla yıkılır hale gelmişsinizdir. Herşey, herkes üzerinize üzerinize gelmeye başlar. Ne işe gitmek istersiniz, ne arkadaşlarınızı görmek. Ya gece uykularınız bölünür ya sürekli uyur hale gelirsiniz, ya iştahınız kalmaz ya doymak bilmezsiniz, ya anlamsız kahkahalar artmıştır ya size en komik gelen dizinin bile içinde acıklı mimikler yakalar ağlar hale gelirsiniz. Ya da kendinizi sadece alkol ve benzeri uyuşturucu maddelerle mutlu hisseder hale gelmişsinizdir.
Belki ağır bir travmayı siz olağan bir vaka gibi geçiştirmeye çalışmış ve yıllar sonra size çaktırmadan karşınıza dikilmiştir. Kim bilir ölen bir yakınınızın, terk eden bir sevgilinin veye eşin, belki de şehir/ülke veya hatta kıta değiştiren çok sevdiğiniz bir dostunuzun ayrılık yasını kendi istediğiniz, içinizden geldiğince yaşamayıp hayatınıza devam ettiğiniz için yıllar sonra içinizdeki volkan patlıyordur.
Belki de yıllardır çalıştığınız işte sadece sizi madden tatmin ettiği için kaldığınızdan, oysa manen size uymadığından bir konsantrasyon bozukluğu ve demotivasyon ruh haline girmişsinizdir. Artık ya istediğiniz iş ya da hobilerinizle uğraşmanız sizi tekrar hayata bağlayacaktır.
Ya da deliler gibi sevdiğiniz, yıllarınızı verdiğiniz sevgilinizin/eşinizin aslında sizin için uygun kişi olmadığını içten içe anlamaya başlamış ve bunu bir türlü kendinize itiraf edemiyor duruma gelmişsinizdir. İçiniz kanıyor ve siz o yarayı bir türlü kapatamıyorsunuzdur.
İçinizde koca bir karanlık vardır. Belki bu sebeplerin hiç bir tanesi bile bilinç düzeyinize gelmiyordur bile. Sadece karanlığı düşünüyor ve o koca karanlık lekeyi gün geçtikçe içinizde büyütüyorsunuzdur. Ondan kurtulmak istedikçe aslında ona odaklandığınız için daha çok içine batıyor, daha derinlere gidiyor ve yüzeye çıkmakta zorlanıyor, ışığı artık hiç göremiyor hale geliyorsunuzdur.
Bu çok tehlikeli olmaya başlar. Kendinizi yüksek bir kenarda, ilaç kutularının yanında veya karanlık derin suların yanında bulabilmeniz an meselesi olabilir. Çünkü sizi bir tek onlar anlar, sizi bir tek onlar kurtarabilir, onlar rahatlatabilir diye düşünürsünüz.
Beyin fonksiyonları çok garip çalışır böyle zamanlarda. Vücudumuzun normal olarak salgıladığı “serotonin” hormonu düzenli olarak salgılanmıyordur. Bu hormon seviyesindeki düşüklük nedeniyle depresyon belirtileri yaşamaktasınızdır ve neticesinde duyduğunuz bu hisler çok doğaldır.
Depresyon bir yandan çok korkulan öte yandan da son zamanlarda herkesin diline dolanmış bir rahatsızlıktır. Oysa günümüzde çok karşılaşılan ve bilinçli olunursa tedavisi kolay bir hastalıktır. Hakkında yapılan en büyük yanlış ise; çevremizden ve yakınlarımızdan duyduğumuz ilaç isimleriyle bilinçsiz bir şekilde sadece günlük hayatta kendimizi rahat hissetmek, günlük yaşantımızı daha kolay geçirebilmek için alınan ilaçlarla bünyeye verilen zararlardır. Oysa bazı depresyonlar çok hafif olduğundan ilaçsız bile tedavi görebilmekte, uzman doktor terapilerinde sonuçlanabilmektedir. Daha ileri seviyede olan depresyonlar ise yine uzman doktorların kişiye özel yazdıkları reçeteli ilaçlar ile birlikte terapi eşliğinde tedavi edilebilirler. Bu ilaçların en büyük özelliği kişinin düzensizleşmiş olan serotonin seviyesini normal haline döndürmek ve bünyenin eskisi gibi kendi kendine normal bir şekilde serotonin üretebilme özelliğine kavuşabilmesini sağlamaktır. Bunun için süre biraz uzun olsa da, minimum 6 aydan başlar, uzman doktorların vermiş olduğu tedavilere sadık kalarak vazgeçtiğiniz hayata yine dört elle sarıldığınız, yine mutlu olduğunuz ve yine gelecekle ilgili hayaller kurduğunuz günler sizi bekleyecektir.
Hayat daima devam etmeye değer. Yeter ki; kendimizde devam edecek gücü bulabilelim. Daima kendimizi sevdiklerimizin yerine koyarak düşünmeye çalışalım. Çok sevdiğimiz kardeşimiz, dostumuz, sevgilimiz darda kaldığında bizden yardım istese ona yardım edebilmek için nasıl da iki elimiz kanda olsa koşarız ve nasıl da bize güvendiği için mutlu oluruz, bunu düşünelim. Bizim de yardıma ihtiyacımız olduğu zaman ilk önce en yakınlarımızdan yardım isteyerek başlayalım hayata tutunmaya, gerisi kendiliğinden gelecektir.
Herşeyin başı sağlık derler ama sanırım sağlığımızı korumak da içimizdeki sevgiyi ve olumlu düşünceyi sürdürebilmekten geçer...